- Hoşgeldiniz

Wonder Woman İzle & İndir

Wonder Woman İzle & İndir sitemize 18 Haziran 2017 tarihinde eklenmiş ve 15 kişi tarafından ziyaret edilmiş.
Wonder Woman İzle & İndir

Film Adı : -

Yapım Yılı : -

Film Türü : -

Yönetmen : -

Senarist : -

Oyuncular : -

Film Hakkında

wonder-woman-elestirisi-gal-gadot-filmloverss

2008 yılında Iron Man’in vizyona girip Marvel Sinematik Evreni’ni başlatmasından beş yıl sonra DC Genişletilmiş Evreni’nin ilk filmi olan Man of Steel ile tanışmıştık. Wonder Woman’ı da dahil edersek, iki evrenin film sayısı 20’ye dayandı; Nolan’ın Batman serisini, X-Men filmlerini, Sin City, Deadpool ve Watchmen gibi yapımları da dahil edersek son 10 yılda 30’a yakın çizgi roman uyarlaması izledik. Nolan’ın gerçekçi yaklaşımını, Frank Miller’ın farklı estetiğini ve Alan Moore’un muazzam metnini bir kenara bırakırsak, yönetmenlik ya da senaryo açısından izlediğimiz filmlerin benzer orijin öykülerini takip ettiğini söylemek yanlış olmaz. Estetik açıdan farklı tercihlerde bulunulsa da bir süreden sonra aynı filmi izliyormuş hissini yaşadığımızı düşünüyorum. Buna ek olarak Marvel ile karşılaştırdığımızda DC’nin temel sorunu ise; evreni oluşturmada rakibini yakalamak için aceleci davranması ve karakterizasyon açısından büyük sıkıntılar yaşamasıydı. Öyle ki Batman v Superman: Dawn of Justice ile Suicide Squad’e gelen tepkiler göz önüne alındığında, CGI sorunları dışında karakterler arasındaki ilişkilerin yeterince oturtulamadığı ve kişisel hikayelerin çok arka planda bırakıldıkları bir gerçekti.

Açıkçası Batman v Superman: Dawn of Justice’i izleyen çoğu insan gibi ben de evrenin can simidinin Wonder Woman olacağını düşünüyordum. Sadece bir kadın süper kahraman olarak türün güçlü patriarkal yapısını kıracağından değil; aynı zamanda tek kahraman anlatısının iyi kurulması halinde izleyiciyle duygusal bir bağ oluşturulma ihtimalinin yüksek olmasından dolayı umutluydum. Patty Jenkins’in yönetmen olarak seçilmesi ve Young Avengers, JLA (Justice League of America) gibi çizgi roman serilerinde yazarlık yapan Allan Heinberg’in senaryoyu yazacak olması beklentileri daha da büyütmüştü. Fakat sektör için gecikmiş bu doğru kararlara rağmen yeni Wonder Woman filmi bir kez daha gösteriyor ki DC evrenini kurtarmak için sorunu başka yerlerde aramak gerekiyor. “Ne pahasına olursa olsun, rekabet olsun” anlayışıyla yaratılan derinliksiz ve risksiz bir film olan Wonder Woman; elindeki birçok potansiyeli sadece “eğlenceli” olmak amacıyla kullanırken, sorunun sinemasal olduğunu bir kez daha yüzümüze çarpıyor.

CGI Amazon Ütopyası Burada Ama Karakterler Nerede?

Öncelikle Wonder Woman’ın arkasında devasa bir mitoloji ve bu mitolojinin onlarca farklı yorumu var. Zeus tarafından Tanrılara kulluk yapmaları için yaratılan insanların Ares tarafından lanetlenmesi ve bunun üzerine Zeus’un, Ares ile mücadele etmeleri için Amazonları yarattığını biliyoruz. Özgürlüklerini kazanan Amazonlar saklı bir cennet olan Themyscira’da yaşıyorlar ve filmde bu ada, CGI’ın nimetleri ile tüm büyüsüyle yansıtılıyor. Fakat doğaya büyük saygı duyan, müthiş derecede eğitimli, suyun enerjisine inanan bu kadınlar filmde neredeyse yoklar. Wonder Woman’a dönüşecek olan Diana’nın (Gal Gadot) hikayesine paralel olarak sadece annesi Hippolyta (Connie Nielsen) ile savaşçı teyzesi Antiope’u (Robin Wright) tanıyabiliyoruz. Zaten Amazonların büyük çoğunluğu filmde güzel ve savaşçı kadınlar olarak kodlandıkları için 24 saat birbirleriyle dövüşen ve belki bir gün gelecek olan tehlikeye hazırlanan tiplemelerin ötesine geçmek mümkün olmuyor. Tamamı kadınlardan oluşan bu ada, ataerkil sistemin yıkımına karşın bir ütopya olarak sunulsa da ne kadınlar arasındaki ilişkilerden ne de adanın sosyal yaşantısından haberdar değiliz. Üstelik sırf bu nedenle Themyscira Amazonları’nın kendilerine yönelecek tehlikeden korkarak yaşamlarını sürdüren bireyler olduklarını düşündürmek bile onlar hakkında bir kuşku uyandırıyor. Elbette tüm bu yapı, Diana’yı ön plana çıkarmak ve annesi tarafından kilden yapılıp Zeus tarafından hayat bahşedilen karakterimizin yarı tanrı olduğunu -seçilmiş kişi- vurgulamaya hizmet ediyor. Ama maalesef bu bireyci yaklaşım, onun çevresindeki tüm ütopik yapıyı silikleştiriyor.

Diana’nın I. Dünya Savaşı esnasında Amerikalı asker Steve Trevor’a (Chris Pine) yardım etmek ve Ares’i durdurmak için dünyaya adım atması ise her ne kadar çok tatmin edici biçimde yansıtılmasa da, filmin en ilginç noktalarını oluşturuyor. Çizgi roman versiyonlarında 2.  Dünya Savaşı’na müdahil olan Wonder Woman’ın bu sefer 1910’ların İngiltere’sine gelmesi; kadınların oy hakkının olmadığı, erkeklerle aynı odada bulunmalarının ve önemli kararlar almalarının bile hoş karşılanmadığı bir dönemi anlatması itibarıyla karaktere önemli bir alan açıyor. Süper kahraman filmlerinin günah çıkarması olarak, ataerkil sistemle ilgili nokta atışlar ve tespitler izleme şansı buluyoruz. Ek olarak Diana’nın filmin henüz başında Steve’i kurtardığı, sonrasında ise onu kararlar almaya zorladığı ve savaşı durdurmak yolunda ona cesaret verdiği düşünülürse kadın/erkek rollerinin değiştiğini görebiliyoruz. Masa başında kararlar alan fakat sahada bunları uygulamaya korkan erkeklerin savaşında, kadınların her şeyi sonlandıran ve yeni bir hayat kurma yetisine sahip varlıklar olarak onurlandırılması oldukça anlamlı. Fakat bu değişimin de mümkün olduğunca seyreltildiğini düşünüyorum. Diana ile Steve arasında yaratılan aşk hikayesi tüm sempatikliğine karşın kahramanımız açısından baktığımızda inandırıcı değil, hatta çok da muhafazakar kalıyor. Hayatında hiçbir erkekle tanışmamış ve cinsellikle ilgili bolca kitabi bilgiye sahip olan – Amazonlar hakkında neredeyse hiç bilgi sahibi olmadığımız bir konu- bir yarı tanrıçanın; normal dünyadan bir erkekle ilişkisinin, sanki aynı mahallede büyümüş iki gencin sevgi dolu hikayesi gibi ele alınmasına şaşırmamak elde değil. Büyük ihtimal filmin hitap ettiği küçük yaştaki izleyiciler düşünülerek hiçbir cinsel çekimin yer almaması da bu açıdan büyük kayıp olmuş.

Wonder Woman: DC Evreni Işık Vermiyor

Filmin gerek yarattığı dünya gerekse cinsiyet ayrımcılığını yıkan bakış açısı göz önüne alındığında kaçırdığı fırsatları bir kenara bırakırsak, cesur hamlelere imza atamayan ve var olan izleyiciyi tutundurmayı hedefleyen bir izleği takip ettiğini söyleyebilirim. Sevgi ile nefret arasındaki çatışmayı kadın/erkek, Almanlar/İtilaf Devletleri –hakkını yemeyelim, filmde farklı ırklardan tiplemelere yer veriliyor- gibi ikilikler üzerinden anlatan Wonder Woman; karşı koyduğu her düşünceyi tek boyutlu ve kolay aşılabilir hale getiriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin 20. yüzyılın başında oluşan ve farklı şekillerde günümüze kadar devam eden politikalarını, kendi süper kahramanının idealleri ile örtüştürüyor. Milliyetçi simgelerden arındırılmış kostümüne ve kişiliğini şekillendiren mitolojik temellere karşın Wonder Woman; vatanını geride bırakmış (Themyscira/Steve Trevor özelinde Oklahoma) bir karakterin, idealist, bireyci yaklaşımla ve her şeyi değiştirebileceğine olan inancıyla neler yapabileceğini ortaya koyan bir meta anlatı olarak risk almıyor. Batman v Superman: Dawn of Justice ve Suicide Squad gibi filmlerin aksine tek karaktere odaklanarak daha eli yüzü düzgün bir film olsa da, Justice League öncesi DC evreni pek ışık vermiyor.

 

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz